Eğitim Sistemi ve Öğretmenin Rolü
- Murat Ateş
- 25 May
- 5 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 21 Haz

Eğitim sistemi, beş ana unsuru barındıran karmaşık bir yapıdır. Bu unsurlar; öğretmen, öğrenci, veli, sistem ve ülke kültürüdür. Genellikle eğitimde yaşanan aksaklıkların sorumluluğu sadece öğretmenlere yüklenir. Ancak, dünyanın en sağlam zincirinin bile en zayıf halkası kadar güçlü olduğu gerçeği gözden kaçırılmamalıdır. Bu beş temel faktörden birinde başlayan bir problem, dalga dalga yayılarak eğitim sisteminin tamamında devasa sorunlara yol açar. Bizler genellikle eğitimdeki sorunları tartışırken, sorunların kaynağıyla değil, doğrudan yarattığı sonuçlarla uğraşmak durumunda kalıyoruz. Bu karmaşık yapının tam kalbinde yer alan, adeta sihirli bir dokunuşla tüm sistemi dönüştürebilme potansiyeline sahip olan yegâne unsur öğretmendir.
Veli Faktörü ve Eğitimdeki Etkisi
Veli faktörünü incelediğimizde, Türkiye'de hem devlet okullarında hem de özel okullarda ciddi bir sorun olduğunu görmekteyiz. Bu sorunun en derininde, kendi hayatlarını tam anlamıyla yaşayamayan anne ve babaların, çocukları üzerinden yarım kalmış hayallerini gerçekleştirme çabası yatmaktadır. Kendi yaşamında doyuma ulaşamamış ebeveynler için çocuk, adeta titrenilen bir proje haline gelir. Bu büyük baskı, çocuğun içindeki o saf ruhu yavaş yavaş bitirir. Oysa İskoçların velilik üzerine söyledikleri anlamlı bir sözde ifade edildiği gibi, çocuklar dudaklarınızı değil, ayaklarınızı izlerler. Eğer bir evde ebeveyn sürekli kitap okuyorsa, çocuk da otomatik olarak kitap okumaya yönelir. Eğer ebeveyn sürekli televizyon karşısında dizi izliyorsa, çocuk da bu alışkanlığı kopyalar.
Ülke kültürü de eğitime doğrudan etki eder. Bizim çocukluğumuzda, zengin, fakir, milletvekili, doktor ve kapıcının çocuğunun aynı sıralarda eğitim gördüğü bir devlet okulu kültürü vardı. Ancak günümüzde bu durum ciddi bir ayrışmaya dönüşmüştür. Okulda öğretmenin kırk dakika boyunca öğrencisine Brahms veya Schubert anlattığı bir senaryoda, o çocuk okul servisine bindiğinde bir buçuk saat boyunca Ankara'nın Bağları şarkısını dinleyerek eve dönüyorsa, ülke kültürünü eğitim sisteminden bağımsız düşünmek imkânsız hale gelir.
Eğitimdeki Sistemsel Sorunlar
Sistemsel düzeyde karşılaştığımız tablo, çözüme gitmeden önce net bir durum tespiti yapmayı zorunlu kılar. OECD ülkeleri arasında yapılan geniş çaplı araştırmada; Almanya birinci, Estonya ikinci, Finlandiya üçüncü ve ilginç bir şekilde kişi başına düşen milli geliri düşük olan Meksika dördüncü sırada yer almaktadır. Türkiye ise yetmiş iki ülke arasında sonuncu sıradadır. Bizden hemen bir üst sırada yer alan Hollanda, zeki insan kaynağını tarım gibi stratejik alanlarda kullanarak büyük bir başarı elde etmektedir. Mevcut sistemin en acı verici sonuçlarından biri, on beş yaş grubu çocuklar üzerinde yapılan "mutlu musunuz?" araştırmasında ortaya çıkmıştır. Türkiye'deki on beş yaş grubu çocukların %26'sı mutsuz olduğunu ifade ederek dünyadaki en mutsuz çocuk grubunu oluşturmuştur. Sadece sınavlara ve ardı arkası kesilmeyen testlere odaklanan bu sistem, yirmi bir yaşına gelmiş bir gencin geçmişine dönüp baktığında okul hayatına dair hatırlayacağı iyi şeylerin sayısını bir veya iki anı ile sınırlandırmaktadır.
Eğitimde Yeni Bir Yaklaşım
Bu karanlık tabloyu aydınlatmanın yolu, bakış açımızı ve odak noktamızı tamamen değiştirmekten geçmektedir. Dünyanın en iyi eğitim sistemlerinden biri olarak gösterilen Finlandiya'da öğrenciler günde sadece dört saat eğitim görmekte ve bu sürede öğretmen, çocuklara proje verip onların sunduğu projeler sırasında sorularını yanıtlayan bir rehber konumundadır. Bizim de eğitim sistemimizde karnelerin sadece sol tarafını oluşturan matematik ve fen gibi sayısal başarı notlarını en azından ilk dört veya beş yıl için bir kenara bırakıp; sağ tarafında yer alan temizlik, estetik, saygı, güven ve iş kalitesi gibi insanı insan yapan değerlere odaklanmamız gerekmektedir.
İtalya'da ilkokul dördüncü sınıfa, Finlandiya'da ise yedinci sınıfa kadar çocuklara hiçbir sınav yapılmazken, bizde okuma yazmayı yeni öğrenmiş çocuklar anında test çözmeye yönlendirilmektedir. Bu durum, çocukların analitik düşünme yeteneğini köreltmektedir. Bunun en net sonucu olarak, ne istediğini bilmeden sadece şık seçerek doktor olan, ancak doktor olduktan sonra "ben aslında doktor olmak istemiyorum" diyen bireyler yetişmektedir. Bugün Türkiye'deki üniversite mezunlarının %72'si okudukları bölümün dışında alanlarda çalışmak zorunda kalmaktadır.
Eğitimde Alternatif Yöntemler
İlkokul yıllarında çocuklara bitmek bilmeyen sınavlar yapmak yerine onlara satranç öğretsek, analiz becerileri gelişecektir. Estetik ve sanat öğretsek, sokaklarımız ve apartmanlarımız bu kadar korkunç ve ruhsuz olmayacaktır. Birbirimize saygı ve güven duymayı öğretsek, toplum olarak bambaşka bir seviyeye ulaşacağız. İsviçre'de akademik olarak okul birincisi olan başarılı bir öğrencinin, liderlik ve sorumluluk alma becerilerinde eksiklikler görüldüğü için okul yönetimi tarafından bir üst seviye okula gönderilmeyeceği ve ancak bu becerilerini geliştirdikten sonra o okula kabul edileceği, eğitimin bireysel yeteneklere göre nasıl şekillenmesi gerektiğine dair muazzam bir örnektir.
Bizim de tıpkı Yavuz Sultan Selim'in İznik'e getirdiği çini ustalarının yanına çırak olarak verilen ve orada estetiği öğrenerek yüzlerce paha biçilemez eser bırakan Mimar Sinan gibi, çocukların içindeki gerçek potansiyeli ortaya çıkaracak estetik ve sanatsal bir yaklaşıma ihtiyacımız vardır. Aksi takdirde, dehası tüm dünyaca bilinen Mimar Sinan bugün yeniden doğsa ve mevcut eğitim sistemimize girse, yeteneklerini geliştirmek yerine ezber yaparak KPSS'ye hazırlanacak ve belediyede sıradan bir işe girmek için tanıdık arayan birine dönüşecektir.
Öğretmenin Gücü
Tüm bu sistemik eksikliklerin ve kültürel dezavantajların ortasında, her şeyi tersine çevirebilecek ve etrafını aydınlatabilecek yegâne güç, işini büyük bir tutku ve şefkatle yapan öğretmendir. Aksaray'da bir okul koridorunda tesadüfen kameraya yansıyan bir olay, öğretmenlik mesleğinin üç farklı yüzünü gözler önüne sermiştir. Bir yanda öğrenciye acımasızca şiddet uygulayan bir öğretmen, diğer yanda "çalışsam da aynı maaşı alıyorum, çalışmasam da" zihniyetiyle ruhunu kaybetmiş bir öğretmen, üçüncü olarak ise kendi görev alanına girmemesine rağmen o çocuğa şefkatle sarılıp onu koruyan fedakâr bir öğretmen. Hayat ve meslek seçimi tam da bu noktada başlamaktadır. İnsan, doğası gereği ya dokunduğu şeye değer kaybettiren bir varlıktır ya da dokunduğu şeye değer kazandıran eşsiz bir yaratıcıdır.
Tıpkı telekom kuyruğunda, hastalıklı ve yaşlı insanlara kocaman bir güler yüzle hitap eden bıyıklı devlet memuru gibi, öğretmenler de sınıflarına her girdiklerinde çevrelerine değer katan kahramanlar olmalıdır. Vatan sevgisi, sosyal medyada slogan atarak veya kahvehanelerde siyaset konuşarak değil; okulda çocukları eğiterek, tarlada ekin ekerek, fabrikada üreterek gösterilir. Herkesin kendi işini en mükemmel şekilde yapmasıyla gösterilir.
Öğretmenin Etkisi
İşine adanmış bir öğretmenin öğrenciler üzerindeki etkisi, mevzuatın ve müfredatın dar sınırlarını aşar. Bursa'daki bir ortaokulda, din ve ahlak dersinde çocukları dört duvar arasında tutup ezber yaptırmak yerine, onları camiye götürerek ibadeti yerinde ve yaşayarak anlatan din öğretmeni, çocuklara sadece bir dersi değil, aydın ve analitik düşünmeyi öğretmiştir. Tarsus Amerikan Koleji'nde, sınıfındaki Hristiyan bir öğrencinin kendi inancı sebebiyle derse girmeyi reddetmesi üzerine, "Senin bu sınıfta olman bizim açımızdan çok büyük bir zenginliktir, lütfen gir ve farklı düşüncelerinle sınıfımızı zenginleştir" diyerek o çocuğu kucaklayan öğretmen, eğitimin temelinde hoşgörü ve kapsayıcılık yattığını kanıtlamıştır.
Diyarbakır'da, hayatlarında hiç çilek görmemiş çocuklara sadece tahtada matematik formülleri üzerinden havuz ve kasa problemi çözdürmek yerine, Bursa'daki tarım firmalarıyla iletişime geçip çilek fideleri getirten ve çocuklara o çilekleri kendi elleriyle yetiştirmeyi öğreten fedakâr matematik öğretmeni, birkaç yıl içinde o yoksul köyü Diyarbakır'ın çilek tedarik merkezine dönüştürmüştür. Eğitimin doğrudan hayatın kendisine dokunması gerektiğini tüm ülkeye ispatlamıştır.
Sonuç
Eğer bir kişi, şartlar ve sistem ne kadar zorlayıcı olursa olsun işini büyük bir aşkla yaparsa, etrafındaki tüm çamuru ve engelleri temizleyebilir. Martin Luther King'in o meşhur sözünde belirttiği gibi, bir insanın görevi sokakları süpürmek dahi olsa, o sokakları Beethoven'ın devasa bir senfoni bestelediği gibi, Shakespeare'in ölümsüz bir şiir yazdığı gibi veya Mimar Sinan'ın yüzyıllar boyunca ayakta kalacak bir bina inşa ettiği gibi büyük bir ustalık ve özenle süpürmelidir. Bu felsefeyle hareket eden öğretmenler, görev yaptıkları her yerde öğrencilerinin kalbine kalıcı ve yıkılmaz heykellerini dikmelidirler.




Yorumlar