top of page

Terapötik Müdahale İle Sosyal Destek Arasındaki Sınır Ve Klinik Bir Değerlendirme

  • Yazarın fotoğrafı: Alper Kaan Eroğlu
    Alper Kaan Eroğlu
  • 28 Nis
  • 4 dakikada okunur



Geçen hafta yine aynı şeyi yaptın. Sabahın erken saatlerinde bir arkadaşına mesaj attın, içini döktün, o da seni dinledi, birkaç şey söyledi, belki "kendine iyi bak" dedi, belki "bu seni bitirmesin" dedi. Sen de "haklısın" dedin. Sonra telefonu bıraktın ve hiçbir şey yapmadın.

Neden?

 

Psikoloji öğrencisi olarak bana sık sık şu soru gelir: "Zaten aynı sorunları yaşayan ve üstesinden gelen arkadaşlarım var, onlarla konuşuyorum. Terapiye gitmeye gerek var mı?" Bu soruyu soran kişiler genellikle hem haklı hem de tamamen yanılıyor.

Haklılar çünkü arkadaşlık ilişkisi gerçek, sıcak ve değerlidir. Yanılıyorlar çünkü klinik görüşme bambaşka bir şeydir ve bu farkı küçümsemek, aslında kendine yapabileceğin en büyük haksızlıklardan biri.

Peki ne fark eder? Biri dinliyor, diğeri de dinliyor. Biri öneri veriyor, diğeri de. Kağıt üzerinde benzer görünüyor. Ama hayat kağıt üzerinde yaşanmıyor.

Psikolog Olunca Herkes Seninle "Bir Dakika" Konuşmak İstiyor

Bunu psikoloji alanında olan herkes bilir. Akrabalar, arkadaşlar, yeni tanışılan biri; "Psikologmuşsun, sana bir şey sorsam mı?" cümlesiyle başlayan o tanıdık an. Bazen samimi bir merakla, bazen gerçekten sıkışmış hissederek, bazen de bunun ne kadar kolay bir şey olduğunu düşünerek.

İçten geldiği için reddetmek zor. Ama reddetmek gerekiyor.

Çünkü psikolojik destek, iyi niyetle ve bir köşede fısıldayarak verilen bir şey değildir. Etik açıdan bakıldığında, çift rol ilişkisi olarak adlandırılan bu durum, yani aynı anda hem psikolog hem akraba, hem terapist hem arkadaş olmak, hem süreci zedeler hem de o kişiyle olan ilişkiyi. Zaten var olan bir bağ, terapötik ilişkinin gerektirdiği tarafsızlığı baştan imkânsız kılar. Psikolog orada sadece "dinleyen biri" değil, yapılandırılmış ve sınırları belirlenmiş bir sürecin parçasıdır.

Bu yüzden bir psikologa "sana bir şey sorsam mı" dediğinde ve o "aslında bu şekilde olmaz, seni birine yönlendirebilirim" dediğinde, seni geri çevirmiyor. Tam tersine, sana en dürüst yardımı sunuyor.

Profesyonel İlişkinin Bir "Sözleşmesi" Var

Klinik görüşme, bir tanımıyla şu anlama gelir: İki kişi arasında, karşılıklı saygı, güven ve ortak hedeflerin belirlendiği, danışanın bir sonuç elde etme motivasyonuyla girdiği profesyonel bir ilişki. Bu ilişkinin olmazsa olmazlarından biri bilgilendirilmiş onamdır; yani sen o koltuğa oturmadan önce ne için orada olduğunu, sürecin nasıl işleyeceğini bilerek ve özgür iradenle "evet" demişsindir.

Bu küçük bir formalite değil. Bu, zihnine "burası bir şeylerin değişebileceği yer" mesajını veren bir başlangıç noktasıdır.

Arkadaşınla olan konuşmada böyle bir sözleşme yok. O seni seviyor, o an müsait, seni dinliyor. Harika. Ama o konuşma ne için başladı? Ne zaman bitecek? Nereye varacak? Belirsiz.

Asimetri: Bir Lütuf mu, Yoksa Soğukluk mu?

Profesyonel ilişkinin en tuhaf yanı belki de şu: O koltukta sadece sen varsın.

Arkadaşınla konuşurken, farkında olsan da olmasan da, onun duygularını da taşırsın. Onu fazla üzmeme, doğru şeyleri söyleme, onun da yorgun olabileceğini düşünme... Bütün bunlar arka planda çalışır. Karşılıklı bir ilişki olduğu için enerji iki yönlü akar.

Klinikte ise görüşmeci samimi ve sıcak olsa da bu sıcaklık profesyonel bir çerçevede tutulur. Psikolog kendi hayatını getirmez o odaya, kendi kaygısını yönetmeni beklemiyor, senden bir şey "almıyor." Bu asimetri sana garip gelebilir. Hatta ilk seanslarda yapay bile hissettirebilir. Oysa bu yapı tam da seni özgürleştiren şeydir: İlk kez sadece "alıcı" olabilirsin.

Motivasyon: O Randevuyu Almak Bile Bir Şeydir

Şunu bir düşün: Randevu aldın. Gün boyu aklının bir köşesinde o randevu var. İşten çıktın, biraz toplandın, belki "ne konuşacağım" diye düşündün. Binaya girdin, bekleme odasına oturdun; içinde hafif bir gerginlik var ama aynı zamanda bir hazır oluş hali de.

Bu hazırlık süreci bile başlı başına bir şey.

Klinik görüşmede danışanın sürece girme biçimi, motivasyonu, hatta o randevuya ayırdığı zaman ve enerji bile sürecin bir parçasıdır. Sabahın erken saatlerindeanlık mesajın getirdiği "tamam konuşalım" ile "evet, bu konuya kendimi vermeye hazırım" arasındaki fark psikolojik olarak oldukça büyüktür.

Neden Psikologdan Duyduğunda Yapıyorsun?

Çevrenizde bu deneyimi yaşamış biri mutlaka vardır. Yıllarca arkadaşlar "şunu dene, bunu bırak" demiştir. Aynı cümleleri bir psikologdan duyunca bir şeyler değişmiştir.

Bunun birkaç açıklaması var. Klinik görüşme yapılandırılmış bir süreçtir. Sana sorulan sorular, sessizliklerin yönetimi, seansın başı ve sonu; bunların hepsi bir amaca hizmet eder. Psikolog dinlerken aynı zamanda gözlemler, bağlantı kurar. Sen farkında olmadan bir çalışma içindesindir.

Bir de şu var: Arkadaşın seni sever. Bu bir sorun gibi görünmüyor ama sevgi, bazen dürüstlüğün önüne geçebilir. Seni üzmemek için bir şeyleri yumuşatabilir, "zaten zor zamanlar geçirdin" diye geçiştirebilir. Psikolog ise seni memnun etmek için değil, seni iyileştirmek için çalışır. Bu ince ama hayati bir ayrımdır.

"Ama Ben Sadece Konuşmak İstiyorum"

Bu çok geçerli bir ihtiyaç. Ve klinik görüşmede de konuşulur, bolca. Ama "sadece konuşmak" ile "terapötik konuşma" arasındaki fark, yemek yapmak ile bir aşçıya yaptırmak arasındaki fark gibi bir şeydir. Her ikisi de doyurur. Ama birinde sen de malzeme alır, pişirir, bulaşıkları yıkarsın.

Üstelik klinik görüşmede ortak hedefler belirlenir. "Bu seanslar seni nereye taşısın?" sorusu cevapsız bırakılmaz. Bu netlik gündelik sohbetlerin çoğunda yoktur ve o netlik olmadan "konuşmak" çoğu zaman aynı yerde döner durur.

Son Olarak

Arkadaşların değerli. Ama onlar seni sevdikleri için yanındalardır; psikolog ise sana yardım etmek için yıllarca eğitilmiştir, süpervizyon almıştır, bu süreç için hazırlanmıştır.

Eğer bacağın kırılsaydı, en iyi arkadaşın doktor olsa bile hastaneye giderdin, arkadaşına değil.

Zihin de bazen kırılır. Ya da sadece yorulur. Ya da kaybolur. Ve o an, elinden tutan bir arkadaş kadar, nereye gittiğini bilen birine de ihtiyacın var.

Randevuyu al. Hazırlan. Git.

Gerisi çoğu zaman kendiliğinden gelir.

 
 
 

Yorumlar


Öğretmenin, öğrencinin, yazarın, düşünenin, sorgulayanın buluşma alanı KÜLLİYAT ©

bottom of page