top of page

Dijitalleşen Dünyada Beynimiz Küçülüyor Mu? Modern Yaşamın Zihnimizden Çaldığı 5 Şaşırtıcı Gerçek

  • Yazarın fotoğrafı: Murat Ateş
    Murat Ateş
  • 16 Oca
  • 3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 6 Şub

Dijitalleşen Dünyada Beynimiz Küçülüyor Mu?

Cebimizdeki telefonların işlemci hızlarını, RAM kapasitelerini ve ekran çözünürlüklerini bir kutsal metin gibi takip ediyoruz. En yeni sürüme sahip olma arzusuyla dijital bir hücuma kalkmışken, kendi biyolojik "işlemcimizi" yani beynimizi büyük bir sessizliğe terk etmiş durumdayız. Modern yaşamın o ışıltılı yüzeyi altında, adeta bir "modern çürümenin kokusu" yayılıyor. Bizler, aklımızdan kalbimize, kalbimizden bedenimize giden sinyallerin kesildiği, ağların arandığı ama bulunamadığı bir varoluşsal "error" halindeyiz. Teknolojik mimari, nöral manzaramızı kolonileştirirken, beynimiz bu dijital kuşatma altında fiziksel olarak geri çekiliyor.

1. Fiziksel Bir Kayıp: Gri Cevherin %17’sine Ne Oldu?

Dijital ekranlara olan teslimiyetimiz sadece bir davranış bozukluğu değil, beynimizde yapısal bir yıkıma yol açan biyolojik bir adaptasyon sürecidir. İnsan beyni, tabiatı gereği çevresine uyum sağlayan esnek bir organdır. Ancak dünyayı bir avuç içine, bir toplu iğne başına sığdırdığımızda "menzil" daralıyor. Bu daralma, nöronların dallarının ve budaklarının sistematik bir nöral budanma (pruning) ile yok olmasına neden oluyor.

Yapılan araştırmalar, bu daralmış menzilin sonucunda algılama, planlama ve stratejik düşünme merkezimiz olan gri cevherde %10 ile %17 arasında hacimsel bir küçülme gerçekleştiğini kanıtlıyor. Modern tıbbın "atrofi" dediği bu durum, bizim kadim dilimizde "dumur" (zayıflama, büzüşme) kelimesiyle karşılık bulur. Eylemlerimiz dijitalleşip fiziksel dünyadan koptukça, beynimiz yapısal bir körelme ile bu pasifliğe yanıt veriyor.

"Haz servetimiz büyüdükçe beynimiz küçülüyor."

2. Hafızanın İflası: Henry Molaison ve Google Efendi

1953 yılında geçirdiği operasyon sonrası yeni anılar oluşturma yetisini kaybeden Henry Molaison (H.M.), bilim dünyasına hafızanın işleyişini öğreten en hüzünlü dersti. Bugün bildiğimiz birçok şeyi H.M.'in hatırlayamadığı anılarına borçluyuz. Ancak modern insan, H.M.'in aksine, hafızasını kendi rızasıyla "Google Efendi"ye ihale etmiş durumda.

Yön bulma melekelerimizi navigasyona, genel kültürümüzü arama motorlarına devrettiğimizde, ara bellek (working memory) kondisyonumuz yerle bir oluyor. Bu durum sadece unutkanlık değil, aynı zamanda bir "zihinsel dayanıklılık" kaybıdır. Eskinin bilgeleri ciltlerce kitabı zihninde taşıyıp metinler arası hızla geçiş yapabilirken, bugünün insanı 90 dakikalık bir filmin başını hatırlamakta veya uzun bir makaleyi bitirmekte zorlanıyor. Çünkü beynimiz, "hatırlanmaya değer" olanı değil, maruz kaldığı malumat yığınını depolamaya çalışırken yoruluyor.

Eski Bilgeler vs. Modern Zihin:


  • Bilge Zihni: Yüksek belagat, ciltlerce kitabın hafızada harmanlanması, derin odaklanma.

  • Modern Zihin: Dış kaynağa bağımlı "ara bellek", zayıflamış bilişsel kondisyon, hızla tüketilen ama sindirilemeyen malumat.

3. Beden Ülkesinde Darbe: Gözün Sultanlığı ve Kalbin Sürgünü

Kadim geleneklerde insan bedeni bir şehir ya da ülkeye benzetilir. Bu hiyerarşik düzende kalp sultan, akıl vezir, göz ise ülkenin sınırlarını bekleyen bekçidir. Ancak dijitalleşme ile birlikte bu ülkede kanlı bir ihtilal yaşandı.

"Bekçi (göz) yönetime el koydu,sultanı (kalbi) makamından al aşağı etti ve veziri (aklı) devre dışı bıraktı."

Bu bir görsel idrak egemenliğidir. Göz artık sadece görmüyor; dokunmanın, tatmanın ve işitmenin yerine geçerek sahte bir gerçeklik algısı yaratıyor. Dijital dünyada bir şeye dokunmuyoruz, onu tatmıyoruz ama gözümüz bize tüm bu duyuların simülasyonunu sunarak bizi kandırıyor. Bu hegemonya altında irade, yerini görsel uyaranların zorunluluğuna bırakıyor.

4. Zeka mı, Sükunet mi? Karar Mekanizmasında Kalbin Rolü

İnsanlığın en büyük yanılgılarından biri, yüksek IQ'nun isabetli kararlar için yettiğine inanmaktır. Oysa ekonomi ve borsa üzerinde yapılan nörobiyolojik çalışmalar, en isabetli kararları verenlerin beyin dalgalarından ziyade kalp atış hızı değişkenliği (HRV) daha dengeli olan kişiler olduğunu ortaya koyuyor. Kalp atışı sakinleştiğinde, beyin sağlıklı karar alma moduna geçebiliyor.

Bu noktada ironik bir gerçekle karşı karşıyayız: Psikolog Geoffrey Hinton, beynin sinir ağlarını taklit eden yapay zeka çalışmalarıyla Nobel Fizik Ödülü'nü alırken, insanlık kendi biyolojik ağlarını ihmal ediyor. Makineleri insanlaştırmaya çalışırken, kendi biyolojik donanımımızı -vicdan, irfan ve hikmetin merkezi olan kalbimizi- sükunetten mahrum bırakıyoruz. Kültürümüzdeki "üstüne uyumak" tabiri, aslında kalbin sakinleşip zihni en doğru sonuca ulaştırması için gereken o biyolojik dinginliği ifade eder.

5. Beklenmedik Bir Risk: Uzun Süren Eğitimin "Maharet Çürütmesi"

Dijitalleşme kadar tehlikeli bir diğer olgu ise zorunlu eğitimin sürekliliğidir. Eğitimin 20'li yaşların ortasına kadar sadece teorik bir düzlemde uzaması, gençlerde maharet çürümesine yol açıyor. Hayatı idame ettirmek için gereken pratik becerilerden (maharetlerden) yoksun, sadece başkası tarafından hazırlananı tüketen bir zihin, yapısal olarak körelmeye mahkumdur.

Bu, manevi bir beyin çürümesidir. Bir beyin ki üretmiyor, bir beceri sergilemiyor ve hayatı kendi elleriyle yaşanabilir kılmıyorsa; o beyindeki gri cevher kaybı kaçınılmaz hale gelir. Uzun süren pasif eğitim süreçleri, gençleri hayatın gerçeklerinden kopararak onları dijital sarmalın içinde "teorik mahkumlar" haline getiriyor.

Bildiğimiz Yollara Geri Dönmek Mümkün Mü?

Teknoloji kestirme yollar vaat eder ancak her kestirme, beynimizden ve ruhumuzdan bir parçayı koparıp götürür. Bugün bilim, fiziksel egzersizin sadece bedeni değil; hayal gücünü, yaratıcılığı ve belleği de iyileştirdiğini "yeniden" keşfediyor. Farklı beyin bölgelerini aktive etmek, zihni malumat çöplüğünden arındırmak ve kalbi yeniden sultanlık makamına oturtmak için hala bir şansımız var.

Eskilerin dediği gibi: "En iyi yol bildiğin yoldur." Dijitalleşmenin getirdiği o yapay ve hızlı yollardan sapıp,beynimizi, kalbimizi ve maharetlerimizi yeniden imar ve ihya edeceğimiz fıtri yollara dönmeliyiz. Maddeten ve manen küçülen beynimizi, ancak yeniden "insan" olmanın o kadim pratikleriyle büyütebiliriz.

Yorumlar


Öğretmenin, öğrencinin, yazarın, düşünenin, sorgulayanın buluşma alanı KÜLLİYAT ©

bottom of page