Üç Saniyem Var
- Nesibe Nazlı Kaya

- 15 Şub
- 2 dakikada okunur

Dikkatini çekmek için üç saniyem var, bu aralar her şey haddinden hızlı yaşanıyor. Çok şey birikti sana anlatmak istediğim. Allah’a dargın hissediyorum demiştim başımı omzuna yaslayıp. Neler oldu sonra duysan inanamazsın. İlk gençliğinin geçtiği sokaklarda yürüdüm bugün tek başıma. Mahalleler arası maç yaparken parmağına cam batan arsada dolandım biraz, dikişli işaret parmağını düşündüm. Harçlığını çıkarmak için kitap sattığın köşeden döndüm sonra, eve çıkan yokuşu gösterip “Burası eskiden daha dikti,” demiştin.
Ben dünyada yokken senin de adımların küçüktü; saçları kıvırcık, yaramaz bir oğlan çocuğuydun, inanması zor. Büyüyüp köklerini toprağa salınca bir şeyler değişti. İnsanlar seni inatçı bulurdu, kızardım ama tamamen haksız sayılmazlardı; dünyanın insana düşman olduğuna inanırdın. Zararı zevkinden fazla derdin, saçmalık. Dağların kabullenmediğini yüklen sırtına, sonra yaratılışın senle derdi olduğuna inan; mantıklı mı?
Konumuz bunlar değil elbette. Yanına geldim dün, gördün mü bilmiyorum. Gövdemdeki fırtınayı dindirmek için hızlı hızlı konuşuyor, aynı kaldırımlarda tur atıyor, içinden çıkamadığım girdaba bakıyordum öylece. Yanımda olsaydın yaşamak daha kolay olurdu diye düşünüyorum bazen. Her zaman değil. Kargaşam o kadar büyüdü ki yürümek ya da yazmak yetmedi bu sefer. Nereye gittiğimi bilmeden dolaşırken ayaklarım beni sana son kez sarıldığım yere götürdü, nasihatlerini sıkıcı bulduğumu çaktırmamaya çalışarak dinlediğim o banka. Sonra babası ölmüş kızlara âşık olanlara acıdım. Denklemi kurmak herkesten daha zor onlar için, eşitliğin diğer tarafına atsan boşluğun işareti değişir mi?

Ayağa kalktım, seneler sonra yanına gelmeye niyetlendim, kaçmadım. Öyleymiş gibi yapmak oldurmanın ilk adımı derlerdi, bütün gayretimi bir kenara koydum bu sefer, neyse o. Akşamüstüydü, sana yaklaşırken zihnimin ne kadarı kontrolüm altındaydı hatırlamıyorum. İçimdekilerin adı neydi seçemiyorum şu an, hiç öğrenemedim sanırım. Uzaktan seni gördüm sonra, şakalarının komik olduğunu düşünüverdim aniden, o kadar da kötü değillerdi. Dinlediğin şarkıları sevmeye başladım, adımlarına basarak yürüyeceğim yeminini bana kim ettirdi?
Çömeldim. Çocukluğumda, anlattıklarımı dinlerken gözlerime bakabilmek için eğildiğin andan beri ilk defa aynı hizadayız. Senden akıllı olmak zorunda kalmak çok zormuş diye fısıldadım toprağa. Her acın hikayemin bir parçasıydı, şimdi sadece senden kalanlara sarılmak haksızlık değil mi? Özlemin beni uykumdan uyandırıp boş tavanı izletmiyor, insanların yüzünde senin ifadelerini aramıyor gibi davranmak boğuyor artık beni. Neden her adımımı karşımda seni bulacağımı umarak atıyorum hala? Saçlarımı okşayarak uyandırdığın sabahların çok eskide kaldığını kabullenmek için ne yapmalıyım bilmiyorum. Beni, koruman gereken bir çiçeği muhafaza eder gibi sevdiğin zamanları özlüyorum baba, cümlelerim baş edemiyor artık bu acıyla. Aylar sonra konuşmama ilk defa izin verilmişçesine anlatmak istiyorum sana bazı şeyleri, bir cümlemi bitirmeden diğerine atlamak… Hızımız eşitlensin diye zihnimi yavaşlatmak zorunda kalmadığım tek insandın sen, her telaşıma şefkatle yaklaşan, fazlalığımı yontan, eksikliğimi gideren. Dünyaya sığamadığımı söylemiştim sana, aradığın burada değil demiştin. Bence sormaya hakkım var artık, insan neden hep bulunca vazgeçer baba?


Bir kelam bir merâmı bu kadar güzel anlatır.Umarım devamı gelir.
Duygusunu fazlasıyla içime işleyen bir yazı oldu böylesine güçlü kalemlerin daha fazla eserlerini görmek isteriz devamını merakla bekliyoruz :)
Ellerine sağlık Nesibe.Okurken hem güldüm hem de ağlamaklı oldum.İnsan kendinden de bir parça buluyor yazdıklarında.
Çok güzel, tebrik ederim 👏🏻
Ne güzel bir yazı, ellerine sağlık devamını diliyorum 🤍